5 Şubat 2014 Çarşamba

17 Aralık Görev Yeri Değişimleri Sürüyor

Ülke çok çalkantılı bir dönemden geçiyor. Her geçen gün yaşananlara birilerinin neden olduğu söylenerek bugüne kadar sayısı yedi bini aşmış olan görev değişimleri oldu. İşin garip kısmı ise görev değişiminin hemen ardından görev yeri değiştirilen personellerin yine toplu bir şekilde görev yerlerinin değiştirilmesidir.

17 aralık olaylarından bu yana sadece emniyette yedi bin civarı değişim gördük. Günler ilerledikçe belki bu durumdan vazgeçilir diye düşünürken her geçen gün değişimler devam etti. Son olarak Kocaeli (İzmit) merkezli görev değişimleri haberini bugün aldık.

Bugün resmi gazetede yayınlanan karara göre Kocaeli 'de emniyet müdürü başta olmak üzere komiserler, komiser yardımcıları, baş polis memurları ve polis memurlarından oluşan toplam yüz elli - yüz altmış arası personelin görev yerleri değiştirildi. Valilik yaptığı açıklama ile bu kararı doğruladı. Görevden alınan emniyet müdürünün yerine ise müfettiş olarak görev yapan birisi atandı.

Büyük bir ihtimalle önümüzdeki günlerde de bu görev yeri değişiklikleri devam edecektir. Kim ne yapmaya çalışıyor çözmek zor, sadece oturduğumuz yerden bu kirli düzeni izliyoruz.

26 Ocak 2014 Pazar

MHP Esenyurt Seçim Bürosuna Saldırı

Öncelikle şunu belirtmemde fayda var; Mhp ve benzeri milliyetçi, ırk üzerine kurulu siyasi partilerden veya kişiliklerden haz almam. Ama bugün aldığım habere üzülmedim değil. Sene oldu 2014 hala yurdumda siyaset nedeniyle ölümler oluyor.

Bugün Mhp Esenyurt Seçim Bürosunun açılışı sırasında henüz kimliği belirlenemeyen kişilerce ateş açılmış. Olayda Cengiz Akyıldız hayatını kaybetmiş. Kendine Allah'tan rahmet, yakınlarına sabırlar diliyorum. Bu olayda kimin parmağı var ise Allah hidayet versin diyorum.

Olay sonrasında Mhp yetkililerinin açıklamaları ise olayı direk Kürtlere yükleme çabasının olduğunu gösteriyor, tabi olaya neden olanlar gerçekten onlar mı bilinmez ama daha ilk dakikadan olayı birilerinin üzerine yıkmakta pek akıl kârı görünmüyor. Eskiden sırf oyları arttırmak amacıyla yapılan pis planlar aklıma geldi. Bunlardan birine mi tanıklık ettik, yoksa cidden işin içinde başka şeyler mi var bilemiyoruz. İlerleyen günlerde devlet bunun gerçeklerini ortaya çıkarır diyeceğim fakat durum öyle bir aşamaya geldi ki devletimize güvenimiz neredeyse kalmadı.

Tekrardan olayda yaşımını yitiren Cengiz Akyıldız'a Allah'tan rahmet diliyorum, ailesine baş sağlığı ve sabır temenni ediyorum, olayda yaralananlara ise acil şifalar diliyorum.

Birinci Sayfa Garantili Seo Calışması Wouww !

Birkaç gündür forumlarda tekrar aktif olmaya başladım ve yavaş yavaş konular hakkında yorumlar yapmaya başlayacağım. İlk olarak dikkatimi çeken birinci sayfayı garanti eden seo firmaları veya seo işi yapan şahıslar.
Kardeşim google senin babanın malı mı ki bu kadar net konuşuyorsun? Hadi onu geçtim bugün yarın siteye en ufak bir saldırı da ne yapacaksınız veya ne yapıyorsunuz çok merak ediyorum gerçekten. Diğer bir konu ise fiyat konusu. Bundan dört yıl evvel elimde fazlasıyla site olduğundan işlerle ilgilenemiyordum ve elimdeki ağır işlerden birisini bir başkasına devretmeyi planlıyordum. Hedef kelimemiz kitap idi. Bu kelime üzerine 6 bin liraya 5 ay gibi bir vakit istemiştim. Bu işi devretmek için teklif istemeye başladım, bana gelen en ufak teklif 45 bin TL oldu. Üstüne bir sene süre istedi.

Yani uzun lafın kısası siz bu adamları bir kenara bir bırakın. Eğer biri size garanti veriyorsa o adamla iş yapmayın. Ben mesela süre isterim ortalama 4-7 ay kadar. Bu süre zarfında siteyi istenilen konuma getiremez isem yüzde onluk harcama giderini karşılar geri kalan parayı iade ederim. Olması gereken de budur zaten.

Kusura bakmayın fazla doluyum şu saatlerde, ne dediğimi bilmiyor olabilirim. Hepinize bol kazançlı günler dileyerek meydanı cahillere bırakayım.

25 Ocak 2014 Cumartesi

Bir Şeyler Karalayasım Var Bugün

Kendime ve mutluluğu hak etmeyen eski dostuma; insanın gücü kendinde elbette önce ama ailene sırtını dayamaktan daha öte bir güven bilmiyorum bu hayatta.. Dedemin üzerine toprak atarken aynı takım elbiseli ve görünüşte aralarında sadece 30 yıl kadar bir fark olan bu hayatta en çok sevdiğim iki adamı herkesin gerisinden izlerken neler hissettiğimi anlayamadım hiç. belki de hayatımda ilk defa onları böyle yan yana omuz omuza görüyordum, dedemin ölmüş olması değildi gözlerimi dolduran, onları böyle "beraber" görmekti sadece.. Koca cenazeden bana kalan tek sahne oydu. ölüm bana yaşamdan daha kolay gelmişti her zaman, yaşamak daha zordu hep, buna rağmen kürekleri tutan elin kendim olduğunu düşündüğüm anda midem bulanmaya başladı, ölümüne korktum o an.. Demek ki ölmek sadece ölen içi kolay.. Kalanlara ağırdı ve ben ancak herkesin hazır olduğu kadar hazırdım buna.. Fazla ukalalık yapmaya gerek yoktu.. Onca insanla tokalaşırken, gözlerim affetmek istediğim insanı bekledi.. sanki neden burada olduğumu unutmuştum, safça, acemice, cahilce seni bekledim gelirsin diye.. Nedensiz çocukça kırgınlıkları bir kenara bırakırsın diye düşünerek, benim için değil babam için gelirsin diye bekledim, salak gibi.. gelmediğin o kadar iyi oldu ki.. Sayende ben bir kez daha anladım, yaptığın tüm o yıpratıcı içtenlik duygusu aslında kocaman bir yalan olduğunu..

Bir-seyler-karalamak-geldi-icimden


Sayende ben bir kez daha anladım, bazı insanların sadece bugün dostu olduğunu ve en ufak bir savaşta korkup kaçacaklarını ve benim bu insanlara zerre ihtiyacım olmadığını sayende ben bir kez daha anladım, sen o kadar küçüksün ki daha, senle yan yana yürüyebilmek bu saatten sonra imkansızmış zaten iyi ki pes edip gitmişsin benden, o yalnız, mutsuz ve umutsuz, kendinden başka herkesi suçlayan dünyana ve ben sayende bir kez daha emin oldum ki ailemden daha önemli hiç kimse yokmuş bu hayatta, uğrunda mücadele edeceksem eğer değecek insanlar için olsun.. Yorulacak hırpalanacak isem yollarında, sonunda yanımda kalacak sevgiler için olsun, gülüşüm gölgeleyecek karanlıklar için değil.. Sana çok teşekkür ederim bana öğrettiklerin için.. Keşke seni iyi ki tanımışım diyebilseydim onca yıldan sonra ama olsun demedim ya bunun için bile teşekkürler.. İyi ki yoksun..

20 Ocak 2014 Pazartesi

Tam Tamına Kırk Beşinci Başlığımızı Yazıyoruz

Evet yanlış yazmadım, tam tamına kırk beşinci başlığımızı az evvel yazdık. Bu başlığın bütün internet alemine güzellikler getirmesi umuduyla yazımıza başlayalım. İlk olarak belirtmeliyim ki çamaşır makinesi çok ses çıkardığı için sağlam bir konsantrasyona sahip değilim, ayrıca konsantrasyon yazmak çok zormuş yeni farkına varıyorum. Ama olsun sonuçta ne zaman öğrendiğinin önemi olsa bile, ilk olarak kullanabilmek daha önemlidir. Devrik ve pek anlamlı olmayan bir cümle oldu ama idare edeceğiz artık ne yapalım.

internet-explorer-9-windows 7-64bit


Makinenin iyice çıldırdığını, beni bekleyen bir banyonun olduğunu, yarın sabah sekizde işte olmam gerektiğini, sırf bu yazı için şimdiden beş dakikamın gittiğini belirterek devam ediyorum. Alexa olayını kullanabilmek adına internet explorer 9 (windows 7 - 64 bit) indirme gayreti içerisine gireceğim. Bu indirme işlemi bittiği gibi bu yazıyı sonlandıracağım. Google chrome konusuna değinelim de ekmek yediğimiz yer bize küsmesin.. Tabi indirme sırasında bir adet screen alarak yazıya dahil edeceğim. Daha sonrasında etiketler kısmını doldurarak, şu lanet olası makinayı susturmaya doğru emin ve dev adımlarla ilerleyeceğim, durmayıp göğe bakacağım, sende durma göğe bakalım !

Üçüncü kısıma giriş yapmak normalden biraz daha zor oldu. Fakat bu zorluk demek değildir ki ben artistik cümlelerden vazgeçeceğim. Tabi artistik cümlelerden vazgeçmediğim gibi devreik cümleler kurmaya da devam edeceğim. Ne zaman ki bu durumu kendi lehime çevirir ve ciddi anlamda olumlu yönde kullanır isem işte o vakit bende yazmaya başlayacağım. Kendimi bildim bileli böyle diyorum ama bir türlü şu dediğimi gerçekleştiremedim.

Gece yarısına az bir zaman kala şükür ki bu yazıda sona doğru yaklaşıyor, biraz yordu ama olsun değdi, en kısa zamanda yararlı makaleler ile görüşmek üzere.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Yeni Bir Başlık Yeni Bir İçerik Tek Tek Yollamak Lazım

Yeni Bir Başlık Yeni Bir İçerik Tek Tek Yollamak Lazım başlıklı yazımızın ilk cümlesini okuduysanız ne mutlu okuyorum diyene!
İkinci cümleye geçtiyseniz şimdiden belirtmeliyim ki son cümleyi okumanız şart, isterseniz onu okuyun sonra buraya dönersiniz.
İkinci defa bana güvenme yanlışına düştüysen harbi safsın ha :) Ama olsun saflar saf olmayaydı, saflığın saf anlamının saflığı saflarda saf saf safahat hass.. :D Neyse cümleyi tamamlayayım aslında bu kadar saçma değildi fakat ne ara bu kadar malımsı bir cümle oldu bende anlamadım, asıl cümle şuydu; saflar saf olmayaydı, saflığın saf anlamını hiçbir vakit öğrenemeyecektik. Hah işte ben böyle bir felsefe ve edebiyat karışımı bir cümle kurduğum vakit tıkanmak boynumun borcu gibi oluyor. O yüzden iki dakikanızı alarak tuvalete gidip az tıkansam iyi olacak.

Az biraz birkaç tümceyi bir araya getirip daha sonrasında uyuma girişiminde bulunacağım. Yeni bir başlık demiştik, yeni bir içerik olması şart herhalde, tek tek yollamak gibi bir finali nasıl yazdım bilmiyorum fakat bunu değiştirecek bir mecal yok bende. Bugün bağlamaya başladım bu arada sevgili günlük, sevgili güllük diye şiiri bilir misin sevgili günlük ? Sevgili günlük, sevgili güllük şiirini her okuyuşumda sen gelirsin aklıma, çiçekler, böcekler, bi çocuk demiş diye bitiresim gelir, ama alıntı yapmak yasak bana, gözlerini anlamak yasak, ah olaydım gözünde yaş demek yasak bana, çünkü ben daha evvel kullanılmayan olasılıkları kullanmak zorundayım. 29 harften oluşan alfabemizin daha bulunmamış faktoriyellerini bulmak zorundayım. Yoksa özgün olamayacağım ben, toprak olmak ne garip şey mama ;)

Yeterli olduğunu umarak bu sohbetimizi de güzel bir beddua ile sonlandıralım mı? Yoksa bedduaya lanet duaya davet gibi sadece edebi bir alt yapısı olan, aslında altında ne denli bir pislik olduğunu çaktırmadan kullansam mı ? Her neyse ben var yatağa doğru uçar adım sıçramak. Sende ji gelecek misin bebeko?

Öncelikle bana güvendiğin için teşekkür mü etmeliyim ? Bilmiyorum, ama bu yazı başlı başına boş içerik ile kuşatılmış bir yazı, o yüzden bu okuyacağın son cümle olur ise bu yazı yazıyı okumak için harcamadığın her saniye sana kâr olarak kalacaktır. Madem bir defa güvendin bir defa daha güven.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Arap Yalanı..!



Ne zaman Arap Baharı desem kendime bir dur diyorum. Neden mi ? Bahar başlangıçtır , yeni bir sayfadır , yenilenmedir , arınmadır ama olumlu yönde... Bu benzetmelerimi , ( abartılıda olsa) Arap coğrafyasına , Ortadoğuya entegre edelim bir bakalım ne kadar uyuşuyor ? Hiç ama hiç değil Ortadoğu arınmaktan ziyade kirleniyor , yenilenmekten ziyade geriliyor battıkça batıyor dibe.. Yıllarca emperyalizmin çeşitli motifler ördüğü , İsrail'in kan gölüne  çevirdiği , Arap liderlerin birbirini yediği , halkın ilerici , devrimci bütün öğlerinin yok edildiği bir coğrafyada ''Bahar'' müjdelendi ama olmadı. Çünkü baharı halk getirecekken ilk yağmurlardan sonra ki güneşi emperyalizm önledi. Baharı restore etti .Diktatör denilenler devrildi , yada halen devrilmeye çalışılıyor. Silah tüccarları bölgede kol gezerken, din simsarları müslümanları , peygamberlerinin birbirlerini kardeş diye nitelendirdiği müslümanları vahşice katlediyor. ABD Ve İsrail rahat bir durumda kollar ensede beklerlen , Akepe ''yeni osmanlı'' rüyasının peşinde perişan oluyor. Ülkemde bombalar patlarken , yüzlerce insan ölürken , tayyip ve tayfası !! Ey beşar ! Ey Esed! Ey batılı ülkeler! Ey sisi! diye bağırdıkça bağırıyor ama nafile attığı bok çuvalı kendi suratında patlamak üzere.. 


Rojavada iğrenç ve vahşi saldırılar yapan cihatçı , islamcı tosuncuklar ülkemde beslenirken , ülkemde silahlanırken , benim kafası güzel siyasetçilerim katillerin kollayıcısı akpeyle çözüm masasında ..

Mısırda İhvan ve Mursi başa geldi. tayyip ve tayfasının ağzı sulandı. Ama olmadı yine başa getirilenler tarafından baştan alındı. Alınışta o biçim binlerce ölü , yaralı KATLİAM anlayacığınız. E tabi bizde üzülüyoruz ama Roboskiye de üzülüyoruz , Gezide ölen beş arkadaşımızada  üzülüyoruz. 

 Emrini verdiğin uçakların 34 mahsum Kürt vatandaşımı katlededursun. Kolluk kuvetleri pırıl pırıl beş genci göz göre göre öldüre dursun. Benim medyam bunları hiç göremesin, başbakanım bunlara ''kaçakçı'' ''terörist'' desin. Camiye ayakkabıyla girdiler , içki içtiler , sex yaptılar diye yalanlar atılsın.Siz  bunlara ağlamaktan ağlamayı geç özür dilemekten mahum kalıp mısıra , akepe kopyası ihvan'a  ağlarsanız İki yüzlüsünün , yavşağın önde gidesinizdir.!

Tayyipin diline dooladıkları serbest , geriye kalan herşey siyasiye giriyor ve yasak öyle mi ?  Öldürülen Müslümanları düşünüyorsanız, Amerikan askerleri Irak'ta Müslümanların ırzına geçerken ses çıkarmalıydınız.. SANIRIM AMERİKAN ÇÜKÜ SİZE TATLI GELİYOR!.  tayyip bile ''Kahraman Amerikan askerleri sağ salim eve dönsün diye dua edeceğim'' dediğin de gıkınız çıkmadı ellaamm ! 
Yafes H


  


Stalin Ve Kürtler

Günümüz araştırmaların bir çoğu sscb nin dağılmasının ardından yapılmış ve pek çoğu anti komünist tarihçiler eliyle yürütülen çalışmalar olduğu için nicel açıklamalar kesinlik taşımamaktadır.
verilen dönemlere ait kimi ölümler ve infazlar gerçekleştirilmiştir.
ancak bunlar Kürtler özelinde olmaktan ziyade 3 başlıkta toplanan süreçlerdir
ilki SSCB iç savaş : özellike 1917 ve 1924 yılları arasında süren ve pek çok Bolşeviğin açlıktan yaşamını yitirdiği dönemde ''kulak'' adı verilen toprak ağalarına karşı yürütülen mücadelelerdir. bunlar arasında Kürtler olduğu gibi onlara karşı savaşanlar arasında da Kürtlrer mevcuttur 1930 lu yıllarda Erivanda basılan Kürtçe kitaplarda kulak adı verilen toprak ağalarına karşı yürütülen savaşta çarpışan kürtler işçin yazılan şiirler mevcuttur

2. si ise ikinci dünya savaşıdır ve 1940 ila 45 arasındadır
bu süreçte 26 milyon sovyet yurttaşı yaşamını yitirmiştir.
sürgün adı verilen dönemde öldüğü düşünülen kürtler için on binler ifadesi kullanılırken 2. dünya savaşına gönüllü katılan kızıl ordu mensubu kürt sayısı 300 bindir. onlar için "hezaran sıse şehit" adı verilen 3 yüz bin şehit şiiri yazılmışitır...

3 sü ise sovyetlerin dağıldıüğı ve sosyalist otoritenin çöküşüdür bunun da sorumlusu direkt olarak emperyalist kutuptur...

öldüğü düşünülen sayılar biraz abartılı...
ancak öldürülen kürtler elbette oldu...
ancak emin olalalım ki  mir bedirhan ın kürt isyanlarına karşı çıktığı için devletle iş birliği yapan kürt aşiret üyeleri daha az değil...

bunların yanı sıra ilk kürtçe roman sinema filmi tiyatro radyo gibi çalışmaların merkezi sovyetlr olmuştur...
iki seçenek var...
ya sosyalizan ilerleme eksik ve kadük te olsa

ya da diğerleri...
bu video
1968 yılına ait..o yıllarda bu ülkede kürt değil doğulu vardı...oysa bu türkülerde Kürdistan geçiyor.


Yafes Haylaz 

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Uludağ Ve Limon

   Bu iki terim bir aradayken çoğumuza bir içeceği hatırlatır. Sıcak yaz günlerinde hasretini çektiğimiz serinliği bize asitsiz olarak sunabilir.Eğer favori içeceğiniz olmuşsa biri size"çok şekerli" dediği zaman "şekersizide var" diyerek cevabınızı verebilirsiniz. Bu içecek bazı zamanlarda çay tirkakiliğinizi sizden alır götürür. Kendinizi çaya ihanet etmiş gibi hissedersiniz.Hele bir de üzerindeki büyük harfle yazılmış 'enerjisiz' kelimesini görürseniz burukluk yaşayabilirsiniz. Ama bunun sağlıkla olan bağları arasında hiç bir tezde bulunamazsınız. Belki neden sadece 1 litreliği var diye de düşünebilirsiniz. Pet şişenin kafa bölgesindeki eğikliğin bisiklet tekerine takılırsa nasıl ses çıkaracağını çok az kişi düşünür. Son kullanma tarihinin neden her cisimde baskı olarak bulunduğunu kafası basanlar ve ticaretle uğraşanlar bilir. Yüzlerce kez içip şişenin deseninin oval çizgilerden oluştuğunu görsel sanaçlılardan başka kimse bilmez. Yada bilir. Ve kahretsinki neredeyse hiç bir içecekte baglı olan kuşağın birleştiği nokta uç uca değildir. Biri diğerinin üzerindedir. Ve bu cümleleri yazarken anlarsın ki kahretsinki! sonuna ünlem konulası cümleler size yalan söyletebilir. Hiçbir içecekte uç uca gelmediğine dikkat etmedim ama gereksiz bir yalan geldi aklıma yazım. Ve neden yalan söyledim diye düşünürken bilinçaltınızdan size kaçma isteği gelir. Esas konuya geçmeye karar verirsiniz . Ama oto-hareketler'imizin nereden kaynaklandığını kim düşünür kim bilir ? Emin lanet sistemdeki çoğu psikolog bile düşünmez.
   Verhasıl yalanınızdan sonra konuya geçersiniz. Uludağ ve Limon kelimelerinin arasında ne kadar büyük bir uçurum var fark ettiniz mi ? Ben ilk defa fark ettim ve utandım. Aslında bu iki terimin bir araya gelişi üzerine çok şey yazılabilir. Ve yazacaktım ki eski yazılarımdan birini okudum kafam dağıldı yazamayacağım mesele oydu ki limon bize akdenizi akdeniz sıcaklığı hatırlatır, Uludağ karı kışı soğuğu. Ama ikisini bir arada zikrediyoruz.

12 Nisan 2013 Cuma

ÖZGÜR İNSAN HÜR BİREY

     Bundan sonra yazdıktan sonra başlığı koymaya karar verdim. Başlık yazacaklarımı ve beni sınırlandırıyor ama kimsenin beni sınırlandırmaya hakkı yok. Yaşasın zincirsiz yaşam. Varolsun özgürlük.
            özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen insanları hapsetmek kadar saçma bir şey yok dünyada. Bir insana  440 yıl hapis cezası vereceğinize ona özgürlüğün ne olduğunu ögretin ve sadece 40 yıl ceza verin. Bu benim teorimdir ve yazının kalanınını yazımı övmeye ayıracağım. Geçen paragrafta egoizm den çok bahsettiğim için egoist damarlarım kabardı. Fark eder mi ? tabiî ki asla. Ben ya ben varya. Ne gözüm. Keşke tuşların dili olsaydı. Keşke yazı boyutunu arttırmayı akıl edebilsem. Keşke İstanbul bu kadar güzel olmasa. Keşke güzel kızlar olmasa. Keşke hacılar kafası basan insanlar olsa. Keşke bu şarkıyı söyleyen adamın sesi daha güzel olsa.
            Neyse yeter bu kadar keşke demek. İşimize bakalım. Vay arkadaş diyelim ve gereksiz arkadaşlardan bahsedelim. Bunların başında Ferhat var diyeceğim ama haksızlık olacak. Bende haksızlığı sevmediğim için demiyorum. Okuyup burnu kaşınmasın. Dayak yemeyi özledim. Çoktandır kan görmüyorum. Eğer böyle devam ederse gerekirse parmağımı kesip kanıma bakacağım. Kan güzeldir kırmızı olduğu kadar da akışkandır. Hele birde tazeyse sıcaklığı efsanedir. İnsan arada sırada kan görmeli bence. Yaşasın anarşizm. Yaşasın anarşi kahrolsun sessizlik boyun eğme. Varolsun direniş başkent olsun güzellikler sevda şehirleri. Hep beraber olalım ki hikayede ki gibi ayrılıp parça parça kırılmayalım. Zaten bu gece kumar oynamadım rahatsızlığını hissediyorum. Kumar kötüdür ve bundan sonra oynamayacağım. 

KABLOSUZ AĞLARA BİLMEM NEY OLDU


                Artık sazım her şeyim olacak. Bir duş alıp geldim yazma hızım düştü. Yorgunluk değil bu daha dinç bir durumdayım ama bilemiyorum bu halsizlik nereden geldi. İntihar kötübir davranıştır. Tarafımca tavsiye edilmez. Bazen sevdalarla ihtiharı kıyaslayabiliriz. Sırtımızı yanlışlıkla yasladığımız odlulardandır. Kitap okumayı özledim. Acaba dünyanın kaçta kaçı  14.12.2012 tarihinde evlendi. Yada kaç tanesi şuan aşık. Neyse bunları kurcalamayacağım artık kim gelecekse. Genç katınları bilmem nereye götürüp bulutları gömdükten sonra ne yapacağız. Alt tarafı bir akademide bir koltuk.  Çekmekten neyi kastettiğim meçhuldur. Tıpkı şiirdeki gemi gibi. Ömrümüz nasıl nereye çekecek. Oysa ben bu gece güzel güzel uyuyacaktım eğer o bilmem kim uykumu kaçırmasaydı. Nedir bendeki bu pisliklere olan zaar. Adlarını duyunca bile kötü oluyorum. Ahkam kesmeyeli kimseye 1 gün oldu. En son dün Galata da birini fırçalamaya çalıştım. Araptı sanırım. Fark etmez artist bi gereksizdi verhasıl. Bankaya gidersem bana bir çek defteri verebilirler. Alırım tüp alırken veririm. Sonra da ödemem zaten. Ödememek benim işim. Karanlığı tutup yok etmek istiyorum. Nerede kaldğımı hatırlamadan güzelliklere girişeceğim. Akşam olunca hayat daha güzel olur. Kablosuz demem gerekiyor. Siperler genellikle sınıra tehlikeye yakın yerdedirler. Radyo dinleyen insanları anlamıyorum. Dinleyeceğin müziği nasıl rastgeleye bırakailiyorlar. Neyse zaten ben insanlara dair neyi örgendim ki. Ney çalmak istiyorum ney çalınmaz üflenir. Sanırım ve bu hoşuma giderse bunun için sigarayı bırakabilirim. Dünya tek memlekettir kablosuz ağlarla baglanır. Birbirinden kopuk olsa dahi tek yeryüzü vardır. Mektup gelirse bir gün bana onu yırtıp atacağım. Ne yapayım mektubu bilemem bu çelişkiye düşmektense yırtıp atmak daha iyi. Bu yazı tek bölümle bırakıyorum. Gözlerinden öperim Aşkın.

YAZIYORSAM SEBEBİ VAR MÜDÜR

                Bak yine geldi gözünü sevdiğim uykusu. Uykum gelince çenem düşüyor. İshak diye birini tanıyordum. Kim bilir şimdi hangi cehennemdedir. Yaşasın yavşaklar için cehennem. Yaşasın dost kazığı atanlar için çile. Bitmesin gereksiz insanlara işkence. Kaybolmayacak pis insanları döven varlıklar. Varolacak düşman avcıları. Ölmek yok daha gidip Hakan Hocayı döveceğim. İçimdeki öfkeyi dökeceğim onun kanıyla birlikte rahatlayacağım. Sefayı ne zaman sürerim bilinmez. Ben hala şişeye mektup yazıp denize bırakmadım. Dostlar ne zaman beni anlayacak. Dostlarım ne zaman ağlamayacak. Ne zaman marşların kıymeti bilinecek
                Karanfil ile gülü karıştırmayalı uzun zaman oldu. Genellikle karıştırdığım canlılardır. Ama ben karıştıracağım vakitlerde genellikle cansız oluyorlar. Sakine gibi. Nedir bu aklımda ki çöplük. Nedir bu duygularımın sapıtmışlığı. Nedir bu 6 sayısının anlamı. Sorarım kendime veya diğer güzel ahmak saçma varlıklara. Ziyaretçi sayımdan bihaberim. Pekte önemli değil zaten bu. Gözlerim ağrıyor gidip gözlüğümü alayım.Birazdan güneş doğacak ama o hala güzel güzel uyuyor. Hangi rüyalarda kayboluyordur bilmiyorum. Ben dinleye yatmaya gezmeye devam edeyim. 

TEBESSÜM VE KUŞLAR


                Başlık her seferinde kısıtlıyor bizliği. O yüzden anlamsızlaştırdım onu. Keşke içimdeki kini de o hale sokabilseydim. Oysa ben sadece tuşlara yeterince basmak için buradayım. Senin için tuşları feda edebilirim. Senin için rakıyı bırakabilirim. Senin için rakıyı suyla karıştırabilirim. Yada afili olurum. Tekrar seni arayabilirim. Biliyorsun deliyimdir. Dengesiz olduğum kadar. Dengemi de aldın lan Allah’sız. Bu cümleleri kuracak kadar aklımı başıma almam 2 yılımı aldı. Oysa sen 2 yıl  yanımda kalmadın. Çünkü ben izin vermedim. Sen kimsin ki ? Sen bir pisliksin. Sen sadece laf taşıma aracımsın. Feride nerelerdesin. Ahmet sensizlikten balıklara sardı. Bende de var biraz Ahmet’lik o balık aldı besliyor ben yakaladım ve yedim. Tarz farklılığı bu olsa gerek. Ne edeyim bende böyleyim. Damar tutuyor bazen damar yok mu ah o damar beni kendime yedirdi. Bütün sevdiklerimi yedi. İçti çekti vurdu bitirdi dibi olmayan kuyulara attı. Siz benim nasıl sevdiğimi bilemeyeceksiniz. Siz sadece bakacaksınız. Bilmediğiniz kalplerde boşluk arayacaksınız içine girmek için.
                İkinci paragrafı da Ahmet bilmem ney işte. İnsanların ayrımı dillerin başlangıcından beri var. Öyle ki siz var sen var o var onlar var ben varım sen varsın. Keşke o diye bir kişi olmasaydı. Bu resmen ötekileştirme. Şükür etsem iyi olacak. 15 dakika önce Roma’yı yakabilecek kadar gerilmiştim. Gerginlik bu sefer dudaklarımdan değilde parmaklarımdan döküldü. İyi oldu gelmediğin. Gülümseme muziplik vakti. Kuşlarla bakışma vakti. Keşke bir kuşla bakışabilme imkanım olsaydı. Kaçamak bir bakış atabilseydim kuşlara onlarda çekinip başını eğseydi. Mala bağladım yine. Şimdi hiç ama hiç efkar dinlemek istemiyorum. Yarım saat önce bir Müslüm şarkısı için yapabileceklerim yapamayacaklarımdan fazlaydı. Hop geldi mi sana iyi bir gece güzel bir tebessüm. LANET OLSUN ŞARKILARA DA KIZLARA DA.
                Ay biliyordur yüzde yüz mutluluğun tebessümün nerede olduğunu. Elbette bilir ben yüzde 80ini yakaladım o yüzde 20nin nerede olduğunu mu bilemeyecek ?  Yüzüm asla baharlara küsmeyecek. Bahar ne güzel bir mevsim vakit dönem kelime. Geceleri bile mutlulukla doludur. Gülücükler saçar sağa sola. Yunan mitolojisinde ki adam olur herkese aşk fırlatır mutlu eder. Kuşlar güldüğü sürece var olup tebessüm edeceğiz var olacağız.

SENİN OLSUN SANADIR

                Açtım Murat Başardan’dan SANADIR YAR şarkısını iliklerimdeki hasretinle olan boşluğa saldım. Orada sadece senin bakışın var. Orayı o ince kirpiklerinden başka bir şeyin girmesine izin vermedim. Bakma hala direniyorum sensizliğe ama bu gece direniş yok teslimiyet var.  Samimiyet var. Sensiz bir can feryada tutulmuş bir figandır. Keşke senle yaşasaydım da iliklerimi koparsaydım. Bir tek sen. Bir tek sen bu yokluğu söndürebilirsin. Anla artık yokluğun ateş varlığın gözlük. Sensiz dünyayı bulanık anlamsız renksiz görüyorum. Seni gözlüğe benzetmek nedir ya. Kafamın güzelliğinden dökülüyor bu cümleler bu itiraflar. Herhalde 21 yıllık ömrümün ilk ve samimi itirafı. Daha önce sana hiçbir itirafta bulunmamıştım. Keşke keşke bulunsaydım.
                Yaptıklarına bedel olsun beni unutmayışın. Ömrün boyunca gördüğün her erkeğin göz rengi benimkine benzesin. Harap ol. Çocuğun bana benzesin. Baktıkça bağrına bastıkça ben kokayım. Sevinçlerimi aldın ama sana olmasın senin olmasın. Ümitlerimi alamadın benden ben vermedim. Umutlarım yeni başlangıçların bileti. Yeni aşk yakınlarda biliyorum. Geliyor gelecek. Yalan veya karşılıksız olsa bile istiyorum ve gelecek getireceğim. Hayallerim gerçekleşecek. Nedendir bilemem ama söz konusu aşk olunca hedef koyamıyorum sadece hayal kurabiliyorum. Buda aşkın ızdırabı olsa.
                An gelir ben tekrar açık olur Munzur çiçeklere boğulur Dersim  gelen her kırlanğıca selam verir. Çorak topraklar güllere doyar. An gelir ben Fırat olurum. Deli dizgin akarım. Koparım mezopotamyanın bağrından ulaşırım Dicleme. Birleşirim tek olurum adımı değiştiririm. Öz olurum gözlerine taşlarına balıklarına bel bağlarım. Kimseye güvenmeyen ben Fırat sana bırakırım kendimi bilirim sen milyonlarca yıldır şaşmadan görevini aşkını yerine getirirsin. Dicle’m her şeyim benden beni alır. Bir bakarım ki artık ben sadece yokum. Ben bir Atilla olurum. Zalim olurum duygusal sahnelerde ağlamam. Fırat olurum önüme çıkan her şeyi yer yutarım ama sadece sana boğulurum. Bir bakarsın ki ben seni dökmüşüm sağa sola senle birlikte bizi  intihara sürüklemişim. Bilmediğimiz bir yerde seni herkesleştirmişim. Sen Dicle senki taşıdığından fazla göz yaşı döktün. Göz yaşlarınla var oldun ama bittin.

Haydi Başlayalım Sıkıntılı Günlere

     Bu gün bomba gibi haberler almama ragmen sıkıntı var içimde. Sıkıntının üstüne nokta koyasım varda amcam kızıyor. Amcam Nafis değildir . Neyse yeter bu kadar gerginlik güzel günler diye diye var olalım. Net gidiyor ama ben yazıp kopyalayacağım elbette internetim olacak o zaman yayınlarım hatta sabaha kadar yazabilirim. Arada Sefa'ya da yazarım. Sonuçta o bir memur. Neyse internet gitti bunu kopyalamanın vakti geldi. Word’den devam ediyorum güzel para getirisi olacağını düşündüğüm makalelerime. Çalıyor Ferhat Tunç.
     Ölüm,Çığlık ve Ay tutulması diyor. Ne dediğindense ne yazacağımı düşünüyorum. Harfler güzeldir cümlelerimizin kalıcı olmasını sağlar. Kalıcı olsun ki bilelim ne yazdığımızı ne dediğimizi. Ama velakin öyle değildir. Sardım ben yine internetin fenomenlerine.                                             Acaba fenomen imla hatası mı ? Keşke paragraf yazmak yerine sadece soru sorsaydım ama bundan sonra yazı değil sorular koyacağım çakallık edip soru işareti bırakmayacağım. Sonra sormaz mı amcam bana hep soru hep soru nereye kadar. Buna soru işareti bırakmadım ayrıca başlıktan ayrılıyorum. Menekşe nasıl bir çiçek. Dünyada kaç tane dağ var. Ağaçların neden kökü var. En büyük mağara kaç metre karedir. Cümleler neden bu kadar saçma. Keşke bir düğmem olsaydı ve basınca kafayı bulsaydım. Bu gün günlerden Perşembe bana göre ama takvime göre Cuma. Aşk rastgele yaşamayı sona erdirir. Denizin mavi olmasının kaynağı ne olsa gerek. Denizin dibi denizin gözleri kadar güzel mi. Aşk uğruna ölmeye değer bir şeydir. 
     Gözlerimin kaç yaşında olduğunu bilmek istiyorum. İlk acı çeken insan Adem mi yoksa Kabil mi. Kabloları sevmeye başladım. Tıpkı gökkuşağı gibi. Ömrümü gökkuşağına adayabilirim. Ama bir sonra ki makaleye yazacak kelimem kalmadı.